Dünya’ ya gelmeye hazırlanan bir hücreyken bile beslenmeye ihtiyaç duyarız. İlk beslenme ihtiyacımızı annemizden karşılarız. Doğduktan sonra ilk 6 ayımızda yine annemiz beslenme ihtiyacımızı karşılar. Daha sonra farklı besinlerle tanışmaya başlarız. Gerek annemizden aldığımız besin olan anne sütü gerek yeni tanıştığımız besinler, bunların tamamının vücudumuz için önemi büyüktür.

Beslenme şeklimizin yaşam döngümüze katkısı olduğu artık bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yediğimiz besinler bize hücresel anlamda fayda sağlar. Esas olan karnımızın tıka basa doymuş olması değil, besinlerden aldığımız değerdir. Bir Türk Atasözünün dediği gibi ‘’ Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.’’

Vücudumuz tükettiğimiz sağlıklı veya sağlıksız besinlerdeki enerjiyi hücrelerimiz sayesinde sindirir ve enerjiye dönüştürür. Çok fazla et tükettiğimizde midemiz eti sindirebilmek için fazlasıyla asit salgılar, midemizde asitle birleşmiş olan sıvı direkt olarak bağırsağımıza geçmez çünkü içinde yüksek miktarda asit bulunur. Bu asidi gidermek için pankreasımızdan sıvı takviyesi alır. Organlarımızın sürekli olarak bunları tekrar ediyor olması, daha hızlı eskimelerine yani yaşlanmalarına neden olur. Şimdi günün her öğününde et tükettiğinizi düşünün ve vücudunuzun bu gıdaları sindirmek için ne kadar uğraştığını düşünün. Vücudumuzu bu kadar yormamıza gerek var mı?

Vücudumuz bitkisel kaynaklı besinleri daha kolay sindirir. Bitkiler antioksidan kaynağıdır. Sürekli ve düzenli olarak tüketilmesi vücudumuza fayda sağlar. Bitkisel kaynaklı besinler çiğ olarak da tüketilebilir. Fermente edilerek de tüketilebilir. Bazı çalışmalar bitkisel kaynaklı besinlerin fermente edilerek tüketilmesinin, bitkilerdeki sindirilemeyen liflerin parçalanmasına ve daha kolay sindirilmesine sebep olduğunu göstermektedir.

Şeker ve şeker kaynaklı besinlerden uzak durmak gerekir. Şeker ve şekere dönüşen gıdalar tüketildiğinde vücudumuzda enflamasyon yani yangılar başlayabilir. Bu durumda vücudumuz yediğimiz besinleri bir yabancı gibi algılar. Bu besinleri dışarı atabilmek için sürekli onlarla savaşır. Sürekli enflamasyonun olduğu vücutlarda hastalıkların görülmesi olasılığı artar.

Bağırsaklarımız vücudumuza giren besinleri sindirimin son aşamasında yararlılar ve zararlılar olarak ayrıştırır. Düzgün çalışmayan bağırsaklarda bu ayrıştırma işlemi düzgün olarak yapılamaz bu nedenle bağırsaklarımızı prebiyotik ve probiyotik besinlerle desteklemeliyiz. Prebiyotik besinler, bağırsaklarımızında bulunan sağlıklı floranın gelişmesine ve yerleşik hale gelmesine yardımcı olur. Probiyotiklerin başlıca besin kaynaklarıdır. Probiyotik kaynaklı gıdalardan olan Kefir düzenli ve sürekli olarak beslenmemizin içinde bulunmalıdır.

Sağlıklı ve uzun yaşamın sırlarından biri de tam doymamaktır. Japonya’ da yaşayan insanların neden Dünya’ daki nüfusa göre daha uzun ve sağlıklı bir hayat yaşadıkları araştırıldığında, midelerini tıka basa doldurmadıkları anlaşılmıştır. Yemek yemeğe başladığımızda midemizi tıka basa doldurmak yerine, doymaya başladığımızı hissettiğimiz anda yemeği bırakmak bize genç kalmak için bir fırsat veriyor. Vücudumuz ne kadar harika değil mi?

Genç kalmanın sırrının büyük bir kısmı yediğimiz besinlerdedir. Aynı zamanda mental sağlığımız da bir o kadar önemlidir. Ruhsal ve bedensel sağlığımızı korumak tamamen bizim elimizde. Haydi siz de Uzun, Sağlıklı ve Güzel Yaşama merhaba deyin!